Anasayfa

 

 

 



 

 Köle Alman askerinin anıları  /Johann Schiltberger (1396-1427)


(Özet Çeviri)

N. Nadi Çelik /30 Nisan 2007

Johann Schiltberger, Münih ile Freising arasında bulunan Lokof’a yakın Hollern’de yaşayan aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi(1380 yada 1381).
1394 yılında ailesinden ayrılıp, Kral Sigismund’un ordusunda komutan olan Leinhart’ın askeri oldu. 1396 yılında Beyazıd ile yapılan savaşta esir düştü. Beyazıd ölünceye kadar onun hizmetinde bulundu. Beyazıd’ın,  Timur’la Ankara önlerinde girdiği savaşta, Beyazıd ile birlikte Timur'a esir düştü. Ve bu kezde Timur’un emrinde çalıştı. Timur ölünce Timur’un büyük oğlu Shah Rukh'un emrine alındı. Kısa bir süre sonrada Timur’un küçük oğlu Miran Şhah’a hizmet etti. Miran Shah’ın, Türkmen Bey’i Kara Yusuf ile girdiği savaşta esir düşüp başının kesilmesiyle Şah Ruck’un oğlu Ebu Bekir’in hizmetine alındı. Uzun bir süre Ebu Bekir’in emrinde  Erivan da olmak üzere birçok bölgede hizmetini sürdürdü. Daha sonra Kipçak’taki tahtını koruması için Tartar prensi Çekre’nin emrine verilenlerin arasında yer aldı. Çekre’nin ölümünden sonra (1424-1425) Çekre’nin adamlarından Manstzusch’un emrinde hizmet etmesi için Kırım'a gönderildi. Mantzusch, Mingrelia kentine sığınmak zorunda kaldığında yanında Shiltberger de vardı. Migrelia’nın bir hiristiyan kenti olması onun kaçması için bir fırsattı. Beş arkadaşıyla kaçıp Karadeniz üzerinden üç ay sürecek olan  zorlu bir gemi yolculuğundan sonra Konstantinopel’e varıp, Bizans kıralına sığındı. Kıralın yardımıyla 31 bir yıllık ayrılıktan sonra, nihayet memleketi Münih’e vararak ailesine kavuşmuş oldu (1427). Munih’e geldikten sonra 1438 yılına kadar kont Albrech’tin karargahında görev aldı. Buradaki hizmeti, kont Albrecht’in Münih’te yüksek bir makama atanmasına kadar sürdü. Ondan sonra Shiltberger ile ilgili herhangi bir bilgiye rastlanmadı. 1440 ile 1450 yılları arasında öldüğü sanılıyor. 31 yıl boyunca, Schiltberger sayısız savaşlara tanık olmasının yanında Balkanların , Anadolu’nun, kafkaskaların ortadoğunun, orta asyanın en önemli kentlerinde bulundu.
İnsan ömrünün neredeyse yarısını kapsayan 31 yıldan sonra ülkesine döndüğünde aşağıda özet cevirisini sunduğum anılarını kaleme aldı. Anılarında bir esir olarak, günlük sevinçleri yada eziyetleri anlatmak yerine savaşları, taht kavgalarını, duyduklarını ve bulunduğu kentlerin özelliklerini anlatmayı tercih etmiş.
Ne anlattığını bilmeniz için  sizleri bay Johann Schiltberger ile başbaşa bırakıyorum:
 

 "Ben, Johann Schiltberger, Bayern’in Münih şehrinde bulunan evimden, komutanım aristokrat Lienhart Richartinger ile birlikte, birzamanlar Macaristan kıralı olan Sigismund’un ordusuna katılarak  paganlara doğru yola çıktık. Tarih İsa’nın doğumundan tam 1394 yıl sonraydı. Pagan ların ülkesinden geriye döndüğümde ise yıl 1427 idi. Paganların ülkesinde geçirdiğim bu zaman zarfında yaşadığım savaşları, mucizeleri, gezdiğim ve gördüğüm kentleri ve ırmakları size anlatacağım. Ancak bu gerçekleri size eksiksiz bütün yönleriyle aktaramam. Bu zaman zarfında özgür bir insan değil esaret altında olduğumu unutmayın.
 Kral Sigismund’un Türklere karşı savaşı
 Yukarıda sözkonusu ettiğim, paganlar, Macaristan’a çok büyük zararlar vermişlerdi. Kıral Sigismund, 1394 yılında Hiristiyan dünyasından paganlara karşı savaşmak için yardım çağrısında bulundu. Bunun üzerine bütün Hiristiyan ülkelerinden çok yardım geldi. Kıral Sigismund topladığı gönüllülerden ordusunu oluşturdu ve Bulgaristan, Macaristan ve Vlach’ı[1] birbirinden ayıran Demir Kapı’ya doğru yola çıktı.
Bulgaristan üzerinden Donau’u çarpraz geçip, ordunun yönünü başkent Widin’e doğru çevirdi. Bunun üzerine ülkenin ve şehrin lideri hiç savaşmadan boyun eğip kraldan merhamet diledi. Bunun üzerine kıral yaya ve atlılardan oluşmuş 300 savaşcıyı şehirde bırakıp, bir hayli Türk’ün  bulunduğu başka bir kente yöneldi. Ancak 5 gün beklemesine rağmen Türkler şehri teslim etmediler. Bunun üzerine şehrin kendi garnizonu osmanlı’ları zorla  çıkarttıktan sonra kenti kırala teslim etti. Bu arada birçok türk öldürüldü. Geride kalanlar ise esir alındı. Kıral, 200 askerin kentte bırakıp, paganların Nikopolis dediği  bir başka kent olan Shiltau’ya doğru yol aldı. Kıral ordusuyla şehri kuşattı. Kuşatma tam 16 gün sürdü. 16. günde Beyazıd 200 bin kişilik ordusuyla yardıma geldi. Kral Sigismund bunu duyunca yaklaşık 60 bin kişilik[i] ordusunu Yıldırım Beyazıd’ın geldiği yöne çevirdi. Daha bir mil bile ilerlemişken Mirtsch Woywode[ii] adındaki Vlach dük’ü geldi. Düşman ordusunun durumu ile ilişkin ispiyon getirmesi için kıraldan izin istedi. Kral izin verince dük peşindeki bin adamıyla gitti. Geri geldiğinde krala düşman ordusunu gözetlediğini ve Yıldırım Beyazıd’ın, ordusunu yirmi ayrı bölümde sıraladığını ve herbir bölümünde 10 bin askerden ibaret olduğunu söyledi.  Kral bunun üzerine bir saldırı planı hazırladı. Vlach dükü ilk saldırı şerefinin kendisine verilmesi için izin istedi. Kral’da izin verdi. Böylece plana göre ilk saldırıyı Vlach dükü yapacaktı. Burgund dükü Nevers Jean[iii] bunu duyunca itiraz etti. 6 bin askeriyle uzun bir yol katederek buraya geldiğini ve bu dava uğruna çok masraf yaptığını bu nedenle ilk saldırı şerefinin kendisine verilmesini rica etti. Ancak kıral Sigismund kabul etmedi. Tüm ısrarlara rağmen Kıral, Macarların Türklerle daha öncede savaştığını bu nedenle tecrübe sahibi olduklarını ve türklerin ne kadar tehlikeli olduklarını herkesten daha iyi bildiklerini belirtip verdiği kararı değiştirmedi. Ancak Burgund dükü macarlara fırsat vermeden en cesur askerlerini ve şövalyelerini yanına  alarak Yıldırım Beyazıd’ın iki birliğine saldırdı. Üçüncü birliğe saldırmaya hazırlandığında etrafı sarıldığından geri çekilmek zorunda kaldı. Atlıların neredeyse yarısı atlarını yitirdiler. Çünkü,Türkler önce atı hedef alıp vuruyorlardı. Böylece atlının kurtulma imkanı kalmıyordu.
Kral Sigismund, Burgund dükünün kendi başına hareket ederek düşmana saldırdığını duyunca hemen  ordusunu harakete geçirdi ve  Yıldırımın önden gönderdiği 12 bin yaya savaşcısına  saldırdı. Bunların hepsi öldürüldü. İşte savaşın burasında komutanım Hans Lienhart Richartinger yaralanıp atından düştü ve ben, Johann Shiltberger, komutanımın düştüğünü görür görmez hemen ona doğru dörtnala gittim ve komutanımı kaldırıp  atımın sırtına koydum ve ben de orada türke ait boşta duran ata binerek yaralı komutanımla askerlerimizin olduğu yere geri döndüm.
Kral Sigismund bu yaya savaşcıları öldürdükten sonra bu kez daha geniş bir türk birliğinin üzerine doğru gitti. Yıldırım, Kralın askerleriyle üzerine geldiğini görünce tam kaçacakken bu durumu gören Sırbistan dükü hemen yardımına geldi. Sırbıstan dükü Despot[iv], Beyazıd yardım etmek için en seckin 60 bin askeriyle gelmişti. Despot askerleriyle direk kralın başında bulunduğu birliğin üzerine geldi. Mevziler tek tek ele geçirildi. Birliklerin güçlendirilmesi imkansız hale geldi. Bunun üzerine Cily kontu ve Nürnberg kalesinin kontu kıralı alandan hızla uzaklaştırıp savaş gemisiyle Konstantonopel’e götürdü. Diğer savaşcılar Kıral’ın savaş alanından uzaklaştığını görünce onlarda gemiye binmek için Donau’ya doğru kaçma başladılar. Don nehrine ulaşan kendisini suya atıp gemilere doğru yüzmeye başladı ancak gemiler o kadar doluduyki, tutunanların ellerine vuruldu. Birçoğu boğuldu. Yine birçoğu da daha Donau’ya varmadan Beyazıd’ın ordusu tarafından dağ yollarında öldürüldü ve sağ kalanlar ise esir düştü. Bende esir düşenler  arasındaydım. Beyazıd, savaşı sona erdirdiğinde Kral Sigismund’un ordusuyla birlikte kampını kurduğu yere kurdu. Ondan sonra çıkıp savaş meydanını dolaştı. Beyazıd bizi yenmişti ama kendisinin de kayıpları çoktu.  Yerde yatan askerlerinin cesetlerinin fazlalığına çok üzüldü ve öfkelendi. Tek tek hepsinin intikamının alınacağı üzerine yemin etti ve hemen ardından esirlerin hepsinin öldürülmesini emretti. Ertesi gün, Beyazıd’ın adamları esirleri tek tek bağladılar. Her asker esir aldığını infaz edecekti. Esirler, padişahın önüne getirildiklerinde Beyazıd, esirler arasında yeralan Burgund düküne intikamın nasıl alındığını daha iyi seyretmesi için yanına gelmesini emretti.   Burgund dükü Beyazıd’ın aşırı öfkesini farkettiğinde, büyük bir servet karşılığında bazılarının hayatının bağışlanması ricasında bulundu. Bunları dük  dük sececekti. Beyazıd kabul edince Burgund dükü çoğu kendi memleketinden olmak üzere 12 soylu-aristokrat savaşcıyı seçti.
 Ondan sonra Beyazıd bunların dışındaki esirlerin infazına başlanmasını emretti. Esirler sırayla Beyazıd’ın önüne getirilip diz çöktükten sonra kılıçla boyunları kesildi. Benimle birlikte bağlanan iki kişinin başı kesildikten sonra sıra bana geldi. Padişahın oğlu beni gördüğünde hayatımın bağışlanmasını istedi. Bunun üzerine beni alıp 20 yaşın altındaki diğer çocukların bulundukları yer götürdüler. 20 yaşın altındakiler öldürülmüyordu. Ben ise henüz 16 yaşındaydım. Sabahtan güneş batıncaya kadar esirlerin başlarının kesilmesi . Akan kandan neredeyse sonu görünmeyen bir nehir oluşmuştu. Bunun üzerine padişahın adamları, padişahın önünde diz çöküp sakinleşmesi ve infazları durdurması için yalvardılar. Akıtılan kanın yeterli olduğunu aksi halde tanrının gazabına uğranılacağını belirttiler. Padişah adamlarının ricasını kırmadı. Ve infazların durdurulmasını ve geride kalanl esirlerin toplanmasını emretti. Padişah esirlerden bir kısmını kendi payı olarak alıp kalanları ise kim esir almışsa onlara bıraktı. Ben ise padşahın kendi payına ayırdığı esirler arasındaydım. O gün sabahtan akşama kadar başı kesilen esirlerin sayısı yaklaşık onbin kadardı.
Padişah kendisine ayırdığı esirleri Yunanistan’ın büyük bir şehri olan Adranopolis’e gönderdi. Adranopolis’te 15 gün kaldıktan sonra deniz kıyısında olan ve türklerin gemi ile gelip gittikleri Kallipolis’e götürüldük. Toplam 3oo yüz esirdik. Burada bir kuleye iki ay boyunca hapsedildik. İşte biz Kallipoliste zindanda iken türkler, Kıral Sigismund’u Hırvatistan’a götüren geminin  şehrin önlerinden geçtiğini farkettiler. Türkler, Kıral Sigismund’un gemide olduğunu anlayınca hemen biz esirleri kuleden çıkartıp deniz kıyısına getirip yana yana dizdiler. Kıralı aşağılamak için. ’’ Çık gemiden ve gel askerlerini kurtar işte buradalar ’’ diye bağırıp alay ettiler. Bütün bunların dışında türkler gemiye engel olmadılar herhangi bir zararda vermediler. Böylece gemi yoluna devam etti.
Esir alındığımızın ertesi günü yapılan infazlardan sonra yukarıda sözünü ettiğim şehire götürüldüğümüzde padişah ise ordusunu yanına alarak seferlerine devam etti; Yönünü macaristan’a çevirdi. Save nehrini geçip, Petau şehrini ele geçirdi. Şehri yakıp halkı esir aldı Esirlerden bir kısmını Yunanistan’da bıraktı. Padişah Save nehrini geçtiğinde Kallipolis’ten deniz yoluyla Bursa’ya götürülmemizi emretmesi üzerine Bursa’ya götürüldük ve padişah gelinceye kadarda  burada kaldık. Padişah sonun da Bursa’ya geldi. Padişah geldiğinde Burgund dükü ve Dükün sectiği adamları sarayında ki bir eve yerleştirdi[v].
Padişah esirlerden Macaristanlı aristokrat Hodor ve 60 esir askeri Mısır sultanına bir nevi zafer hediyesi olarak gönderdi. Benide bunların arasında gönderecekti. Ancak üç derin yara almıştım savaşta. Yolculuk sırasında kesin ölebileceğimi düşündüğünden  göndermekten vazgeçti.
Yine esirlerden bir kısmınıda hediye olarak Babylon kıralına, Pers kıralına yine bır kısmınıda beyaz tartarlar ve Büyük ermenistan’a ile  birkısım ülkelere hediye etti. Ben padişahın saray hizmetine verildim. Padişaha 3 yıl yaya 3 yıl at sırtında altı yıl boyunca ölümüne kadar hizmet ettim. Beyazıd bir yere varmadan önce birkaç kişi ile birlikte önden koşup padişahın geldiğini haber veriyorduk. Vazifemiz buydu. 3 yıl boyunca yaya olarak bu hizmeti yaptıktan sonra bu kez atlı olarak hizmete etmeye layık görüldüm. Böylece son üç yılda padişahın yanında at sürdüm. Bu yıllarda padişah’ın neler yaptığını kısmi olarak aşağıda anlatıyorum.
Beyazıd eniştesine karşı nasıl savaştı ve onu nasıl öldürdü?
 Beyazıd, başından beri Karaman adındaki eniştesiyle anlaşmazlık halindeydi. Başkenti Karanda[vi] olan hükmettiği ülke kendi ismiyle anılıyordu. Karaman, Beyazıd’a boyun eğmek onun egemenliğini kabul etmek istemiyordu. Bundan dolayı beyazıd ülkesinin en seçkin savaşcılarından oluşan 150 bin kişilik ordusuyla düşmanın üstüne yürüdü.
İki ordu Kahraman’ın hükümranlığındaki topraklarda bulunan Konia adında ki şehrin bulunduğu düz bir ovada karşılaştı. Savaş başladı. Aynı gün biri diğerini yenemeden iki kez birbirleriyle savaştılar. İki tarafın görüşbirliği ile gece savaşa ara verilmesi kararlaştırıldı.. Böylece gece boyunca bir taraf diğer tarafa zarar vermiyecekti. Gece olunca Karaman’ın askerleri davul ve trampetlere vurarak büyük bir gürültü yarattılar. Amaçları panik yaratmaktı.
Beyazıd, orduya ateş yakıp yemekleri pişirdikten sonra hemen ateşin söndrülmesini emretti. Ve ardından 30 bin askerini sabahleyin saldırıya geçtiğinde düşmanı arkadan kuşatması için emir verdi. Şafakta, Beyazıd ordusu rüzgar hızıyla düşman üzerine doğru esti. Tam da Beyazıd’ın emrettiği gibi aynı anda 30 bin askerde düşmanı arkadan kuşattı.
Karaman, iki cepheden saldırıya uğradığını anlayınca savaş alanını terkedip ordusuyla Konia şehrine girip oradan savunmaya savunmaya geeçti. Bunun üzerine Beyazıd karargahını kentin önüne kurup şehri her tarafından kuşattı. Kuşatma hiçbir sonuç alınamadan 11 gün boyunca sürdü. 11.günün sonunda kenti halkı Beyazıd’a haber gönderdi.
Dedilerki, eğer halkın canını bağışlar ve malına zarar vermezsen kentin fethini kolaylaştırmak için saldırı anında surlardan geriye çekileceklerini ve hiç bir direniş göstermiyeceğiz. Beyzıd, bu durumda canlarının bağışlanması ve mallarına zarar verilmemesi şartını kabul etti. Ve nitekimde öyle oldu. Karaman, Beyazıd’ın kente girmeyi başardığını görünce savaşcılarıyla birlikte karşı koyup direndi. Karaman, kent halkından en ufacık bir yardım alsaydı Beyazıd’ı zorla kentten söküp atardı. Ancak en ufak bir destek bile bulamayınca kaçmak zorunda kaldı ama başaramadı ve esir düşüp, Beyazıd’ın huzuruna getirildi. Beyazıd’ın ’’niçin benim boyunduruğuma girmeyi kabul etmedin’’ sorusuna Karaman, ’’çünkü bende senin gibi ve seninle aynı değerde bir prensim.’’ Diye cevap verince Beyazıd çok öfkelendi ve üç kez askerlerine sordu: İçinizde bunun kellesini kopartacak birisi yok mu?. Ancak üçüncüsünde birisi öne fırladı ve Karamanı oradan yıldırım hızıyla uzaklaştırıp yıldırım hızıyla geri geldi.  Beyazıd,  Karaman’a ne yaptın diye sordu. O şahış ‘kafasını kopardım’ dedi. Bu sefer Beyazıd neredeyse öfkesinden çıldıracaktı. ’’ Götürün aynı yere ve Karaman’a yaptığının kesinlikle aynısını yapın’’ diye emretti. Bu emrin ardından hemen adamı Karaman’ın kellesini kestiği yere götürüp nasıl Karaman’ın kellesini koparmışsa öyle kopardılar. Böyle yapmakla Beyazıd demek istiyordu ki hiç bir kimse Karaman gibi bir değerli prensi gözünü kırpmadan bu kadar hızla öldüremez. En azından padişahın öfkesini geçmesini beklerdi.
Daha sonra Beyazıd Kahraman’ın başına mızrak takılıp halkı arasında dolaştırılmasını emretti. Böylece hükümdarlarının öldüğünü görüp kendiliğinden teslim olsunlar diye.
Beyazıd, Konia’yı işgal ettikten sonra Başkent Karanda’ya doğru ilerledi. Karandalılara artık bundan böyle kendisini yeni hukümdarları olarak kabul etmelerini ve teslim olmalarını istedi. Ve akabinde Aksi halde kılıç zoruyla meseleyi halledeceğini belirtti. Bunun üzerine halkın ileri gelenlerinden 4 kişi Beyazıd’ın huzuruna gelip halkın malına ve canına zarar vermemesi dileğini ilettiler ve akabinde dedilerki hernekadar ükümdarları Karaman öldürülmüşsede geride iki oğul bıraktığını birisinin kendilerine baş olarak kabul edilirse o zaman şehri teslim ederiz. Buna karşılık Beyazıd cevabı şöyle oldu: Canlarına ve mallarında zarar vermiyeceğini ancak şehri ele geçirdiğinde halkın başına ne Karaman’ın iki oğlundan nede yakınlarından birisi koymayacağı cevabını verdi. Böylece bir anlaşma sağlanamadı. Kent halkı Beyzad’ın cevabını duyunca, Hükümdarımızın geride iki oğluyla sonuna kadar gideceğiz ya ölüm yada istiklal diye karar kıldılar. Beş gün boyunca kenti Beyazıd’ın ordusuna karşı savundular. Beyazıd çok güçlü bir direnişle karşı karşıya olduğunu görünce en keskin okçularına saldırı emri verdi. Karaman’ın oğulları ve annesi bu durumu görünce kentin ileri gelenleri biraraya toplayıp, bizim yüzümüzden bu şekilde ölmenizi istemiyoruz , annemizde bizimle aynı fikirdedir. Teslim olmanızı daha fazla kanınızın bizim yüzümüzden dökülmesini istemiyoruz. Bunun üzerine halk direnmeyi bıraktı. Karaman’ın iki oğlu , anneleri ve kentin ileri gelenleri şehrin kapısını açıp dışarıya çıktılar. Beyazıd’ın ordusunun olduğu yere doğru yürüdüler. Karman’ın eşi iki oğlunun elinden tutarak Beyazıd’a doğru gitti. Beyazıd kızkardeşinin oğullarıyla birlikte kendisine doğru geldiğini görünce cadırından dışarıya çıktı. Kız kardeşi   oğullarıyla birlikte önünde eğilip ayaklarını öptü. Merhamet diledi ve  şehrin anahtarını uzattı. Bunun üzerine Beyazıd cevresindekiler e onları yerden kaldırıp ata bindirmelerini emretti. Kızkardeşi ve yeğenlerini başkent Bursa’ya gönderdi kendiside ordusuyla şehrin kapısından içeri girdi. Kentin başına ise kendi adamlarından birisini tayin etti.
 60 hiristiyan olarak görüş birliğine vardık
Beyazıd, başkentine geldiğinde biz tam 60 kişiydik. Ve bir gün kaçmaya karar verdik.
Hep birlikte ya özgürlüğümüze kavuşacaktık yada ölecektik. Bu konuda görüş birliğine varıp karşılıklı yemin ettik.
Emirlerine harfiye uyacağımız  iki kişiyi kendimize lider olarak sectik. Ve geceyarısından sonra buluşup, atlarımıza binip dağ yolunu tuttuk. Dağa vardığımızda şafak sökmek üzereydi. Atlarımız güneş doğuncaya kadar biraz dinlensin diye mola verdik ondan sonra bütün gün ve gece boyu yola devam edecektik. Ancak Beyazıd bizim kaçtığımızı duyunca peşimize 500 atlı saldı. Beyazıd’ın atlıları bizi dar bir  geçitte kıstırdılar. Teslim olmamız için bağırdılar. Biz kabul etmedik ve atlarımızdan atlayıp karşı koyduk. Bir süre birbirimize ok fırlattık. Baktılarki ele geçmemekte kararlıyız komutanları bir saatlik ara   teklif etti. Kabul ettik. Bize doğru geldi ve teslim olmamızı istedi. Eğer teslim olursak öldürülmiyeceğimize dair garanti vereceğini söyledi. Bu teklifi bir süre kendi aramızda tartıştıktan sonra dedik ki, eğer biz teslim olursak daha padişaha geri götürülür götürülmez öldürülürüz. Adam baktıki biz çok kararlıyız o zaman dediki ’’ Öldürülmiyeceğinize dair söz veriyorum. Eğerki padişah sizi öldürmeye karar verirse önce beni öldürmesini istiyeceğim’’. Yemin edince, bizde teslim olmaya karar verdik. Bizi alıp Beyazıd’a götürdüler. Beyazıd çok öfkelenmişti ve hepimizin öldürülmesi için emir verdi. İşte o anda bize yemin eden adam hemen öne fırladı ve padişahın huzurunda diz çöktü ve padişahın merhametinden kuşku duymadığından ötürü esirlere öldürülmiyeceklerine dair söz verdiğini söyledi. Bunu üzerine padişah ’ herhangi bir zarar verdilermi teslim olmadan önce? Diye sordu. Adam kesinlikle hayır dedi. Bunun üzerine padişah bizim hayatımızı bağışladı. Prangaya vurulduk. Prangada kaldığımız 9 ay boyunca aramızdan oniki kişi öldü. Sonra ramazan ayında Beyazıd’ın oğlu babasına prangalardan kurtulmamız için emir vermesi ricasında bulundu. Beyazıd da bunun üzerine prangalardan sökülüp huzuruna getirilmemizi emretti. Bizi huzuruna çıkarttılar. Huzurunda bir daha kaçmaya teşebbüs etmiyeceğimize dair söz verdik. Bunun üzerine Beyazıd bize tekrar at verdi ve azığımızıda artırdı.
TimurLenk Sebast krallığını nasıl feht etti
Osman adındaki göçer, adamlarıyla birlikte Sebast krallığını ele geçirdiğini ancak Beyazıd’ın gelip Sebast’ı kuvvet yoluyla elinden aldığını, hükümdarı Timur Lenk’e bildirdi ve ondan yardım istedi. Bunun üzerine Timur, Beyazıd’a Sebast ülkesini tekrar Osman’a geri vermesi için haber gönderdi. Beyazıd da dediki, ben Sebast’ı kılıç zoruyla aldım başka biride ancak kılıç zoruyla benden alabilir.
Beyazıd’dan bu cevabı alan  Timur Lenk 10 çarpı yüzbin adamıyla[vii] Sebast krallığına doğru yürüdü ve başkenti 21 gün kuşatma altında tuttu. Beyazıd’ın beşbin atlısı[viii] tarafından korunan surları temelinden kazıp yıkarak, kente girdi. Bu surlar adeta canlı mezarlar haline geldi. Şöyleki; Beyazıd’ın ordu komutanı, Timurlenk’e kan dökmemesi için rica etti. Timur Lenk de kan dökmiyeceğine dair sözverdiğinden Beyazıd’ın askerlerini  diri diri surların dibine gömdü.
Kenti yerle bir ettikten sonra halkı esir alıp ülkesine götürdü. Bunların arasında 9 bin tanede bakire kız vardı. Şehri fethetme sırasında yalnızca üçbin askerini kaybetmişti. Sonra esirleriyle birlikte ülkesine geri döndü.
 Beyazıd küçük ermenistanı nasıl feht etti.  
 Timur Lenk ülkesine döner dönmez Beyazıd hemen ordusunu derledi, toparladı ve üçyüzbin askeriyle küçük ermenistan’a doğru sefere çıktı. Hedefi Timur Lenk’in buradaki egemenliğine son vermekti. Küçük ermenistan’ın başkenti Erzingan’ı fethetti ve tekrar başkente geri döndü. Timur, Beyazıd’ın Erzingan’ı ele geçirdiğini duyar duymaz 160 bin kişilik ordusuyla yola çıktı. Beyazıd, da bunu duyunca 140 bin kişilik ordusuyla onu karşılamaya hazırlandı. Ve iki ordu Ankara önlerinde amansızca savaştılar. İki kez geri çekilip, iki kez birbirlerinin üzerlerine yürüdüler ancak ikinsinde de biri diğerini yenemedi. Bu kez Timur öğlene doğru, şavaşa göre eğitilmiş 32 tane filini alana sürdü. Savaş kıyasıya sürdü. Sonunda Beyazıd bin atlısıyla dağlık alana çekildi. Buna karşılık Timur bütün dağın etrafını baştan başa askerleriyle sardı ve sonunda Beyazıd’ı esir aldı[ix]. Timur 8 ay boyunca bütün ülkeyi tek tek ele geçirdi ve sonunda yanında esir aldığı Beyazıd olduğu halde başkent Bursa geldi. Burada Beyazıd, hazinesindeki altın ve gümüşlere el koydu. Beyazıd’ın hazinesi o kadar çoktuki  bin deve taşıyabildi.. Timur, bin develik hazineyle birlikte Beyazıd ı da yanına  alarak ülkesine yola doğru yola çıktı.. Bu savaşta ben bu kezde Timur’a esir düşmüştüm. Beyazıd ile birlikte ülkesine götürdüğü esirler arasındaydım.Ancak Beyazıd yolda öldü[x] . Bundan sonra ise Timur’un ölümüne kadar 3yıl boyunca  onun hizmetinde bulundum.
 Timur Bağdad’ı nasıl fehtetti[2]
Timur, Mısır sultanlığına düzenlediği seferdenen döndükten sonra 10 bin askerden meydana gelen bir orduyla Bagdad seferine çıktı. Timur, karargahını şehrin önünde kurdu ve kenti 15 gün boyunca kuşatma altında tuttu. Kentin surlarını altından kazarak yıktı ve şehri ele geçirdi. Timur öyle bir yemin etmiştiki, Bağdad öylesine yerlebir edilecekti ki herhangi bir insan geçtiğinde burada bir zamanlar evlerin olduğuna insanların yaşadığına dair hiçbbir iz e rastlaması mümkün olmayacaktı.
 Kenti baştan başa yağmaladı. Ardından ateşe verip yeerle bir etti[xi]. Timur, Bagdad kıralının hazinesini sakladığı etrafı sularla çevrili yeri tespit etti bütün hazineye el koydu. Muhafızlarıda astı. Ondan sonra üç şehri daha fehtetti.
Timur’un ölümüne dair
Aslında Timur kahrından hastalanıp öldü. Üç şeye kahr etti. Birisincisi, prenslerin vergi ödemelerinde yaptıkları rezillikler ve hileler.
İkincisi ise: Timur’un üç tane eşi vardı ve bunlardan en genç olanını çok seviyordu. Sefere çıktığında genç eşi prenslerden birisiyle duygusal ilişki girmiş. Timur,  ülkesine döndüğünde bu durumu ilk eşi ona anlattı. Timur, inanmayınca dediki onun yanına git ve sandığı açmasını söyle. Sandıkta o prensin gönderdiği mektubu ve çok değerli taşı göreceksin’’. Bunun üzerine Timur o geceyi genç eşinin yanında geçireceğini kendisine haber etti. Onun odasına girdi ve sandığı açmasını söyledi. Sandık açıldığında değerli taşı ve mektubu gördü. Kim bunları gönderdi diye sordu. Genç eşi hemen Timur’un ayaklarına kapandı ve kızmaması için yalvardı: Bir prens gönderdi.Aramızda herhangi bir şey olmadı’’. Timur hemen odayı terketti ve onun öldürülmesini emretti ve anında boynu koparıldı. Sonra 5 bin atlıyı prensi yakalayıp kendisine getirmeleri için gönderdi. Atlıların başındaki adam prense önceden haber ilettiğinden Prens eşi, çocukları ve 500 adamıyla kaçıp Masendran ülkesine sığındı. Bu olaydan sonra Timur öldü[xii]. Şatafatlı  bir törenle onu gömdüler. Tapınaktaki görevli din adamları, Timur’un mezarından sürekli inleme sesleri, çığlık ve sızlanmalar duyduklarını belirttiler. Yakın arkadaşları onun için dualar ettiler ama bir faydası olmadı. Hala mezardan inleme sesleri duyuluyordu. Bu sesler hergece bir yıl boyunca sürdü. Bunun üzerine ileri gelen din adamları bir toplantı yaptılar ve toplantı sonucunda Timur’un oğluna esirlerin hepsinin özelliklede başkentte toplananların serbest bırakılıp memleketlerine gönderilemesi ricasında bulundular belki bir faydası olur diye.  
Ayrıca Timur istila ettiği ülkelerden esir  alıp, başkentte topladığı bütün zenaatkarlarında memleketlerine geri gönderilmesini rica ettiler. Bunun üzerine oğlu din adamlarının ricasını kabul edip esirleri serbest bıraktı. Artık bundan sonra mezardan inleme sesleri duyulmadı.
 Timur Lenk’in oğulları hakkında
 Timur’un geride iki oğul bıraktığını bilmenizi istiyorum. En büyük oğlunun adı Şah Rukh tur. Bu oğluna başkenti ve başkente ait olan toprakları bıraktı. Pers krallığına ait toprakları ise ikinci oğlu Miran Şah’a bıraktı. Timur Lenk’in ölümünden sonra bu kezde Horosan’a hükmeden ilk oğlu Şah Rukh’un emrine alındım. Horosan’ın başkenti Herat idi. Timur’un küçük oğlunun hükümranlığındaki Pers krallığının başkenti ise Tauris idi[xiii] Timur’un tahtından alaşağı ettiği Qara Joseph[xiv] adındaki prens Timur’un ölümünden sonra geri dönüp Pers kırallığını kuvvet yoluyla Miran Shah’ın elinden aldı. Miran Shah, durumu ağabeyi Shah Rukh’a bidirip yardım istedi. Ağabeyi 40 bin adamıyla geldi ve bunun 30 binini kardeşinin komutasına verip Qara Yoseph’in üzerine gönderdi. Zaten Mirah Shah’ın önceden 42 bin kendi askeri vardı. Bunu duyan Qara Yoseph 60 bin askeriyle onu karşıladı ve iki ordu birgün boyunca sonuç almadan savaştılar. Sonunda Miran Shah ağabeyine geride kalan askerleriyle gelmesini bildirdi. Ağabeyi de geride kalan askerleriyle geldi. Ve Qara Yoseph’e karşı savaşıp onu kovdular. Bu savaşta iki ülke Qara Yoseph’in yanında yeraldı. Biri küçük ermenistan diğeri ise Kürdistan dı. Qara Yoseph’i yendikten sonra Shah Rukh  Küçük ermenistan ve Kürdistan’ı da feht edip kardeşinin egemenliğine bıraktı. Shah Rukh geri dönerken 30 bin askerinide ordusunu daha da güçlü kılması için kardeşine bıraktı. İşte bende bu 30 bin kişinin arasındaydım. Böylece ben, Schiltberger, bu kez de Timur Lenk’in küçük oğlu Miran Shah’ın emrınde  hizmet verdim... " 
 -------------
---------------
"Şimdi Donau ile deniz arasında bulunan ülkelerden hangilerini gördüğümü dinliyeceksiniz. Donau ile deniz arasında ilk etapta üç ülkede bulundum. Bu üç ülkenin adı da Bulgaristan dı. Birinci Bulgaristan Macaristan Demir kapı arasında. Buranın başkenti Widin. İkinci Bulgaristan Vlach tarafında vr başkenti Tirnowo. Üöüncü Bulgaristan Donau ırmağının denize döküldüğü yerdedir ve buranın başkenti ise Callat’tır. Başkenti Adronapolis olan Yunanistan’da bulundum. Adranopolis’te 50 bin ev var. Salonoki[xv] adında bir şehir daha var ve aziz St. Demetrius’un[xvi] mezarı buradadır. Yine Yunanistan’da Seres adında çok önemli bir şehir daha var. Bir koyu olan Kallipolis şehrinde de bulundu. Şimdi bu Donau ile deniz arasındaki bu yerlerin hepsi osmanlı padişahına aittir. Osmanlı’nın başkenti Bursa’dır. Bursa’da 200 bin ev ve 8 hastahane var. Bu hastahanelerde yahudi, hiristiyan, pagan ne olursa olsun fakir olan herkes tedavi ediliyor. Başkente bağlı büyük şehirlerde dahil olmak üzere toplam 300 kale bulunuyor. En büyük şehirlerden birisi Efesos. Evangalist St. Johann’nın[xvii] mezarı buradadır. Aidin adında oldukça bereketli şehir daha var. Yerliler buraya Hoches diyor.  İsmir adında başka bir şehir daha var. İşte aziz St. Nikolaus[xviii] burada biskoposluk yapmış. Yine Magnasia adındaki şehir ve buraya ait topraklar oldukça bereketlidir. Yine Denizli adındaki kente ait olan Sarukhan’ın topraklarıda öylesine bereketlidirki ağaçları yılda iki kez meyva verir. Yine Adala kentine ait Sart’da hayvancılık olarak yanlızca deve yetiştirilir. Burada aynı zamanda deve eti yenilir. Keza kutahieh adında bir şehir daha var buraya bağlı Kermian yüksek dağlık bir yerdir. Yine Ankara’ya ait Siguri oldukça verimli bir yerdir. Bu siguri’de çok sayıda hiristiyan yaşıyor ve kiliselerindeki haç gece gündüz ışıyor. Bir şehir daha var adı Wegureisari. Yine başkenti karanda olan Kahraman ülkesi var. Konia şehri buraya bağlıdır. Schmseddin adında bir ermişin mezarı buradadır. Önceleri bir müslüman bir hoca imiş. Daha sonra gizlice vatfiz olup ve ölümüne yakın bir zamanda ise ermeni papazın uzattığı elmayı kabul etti.
 Birde cesarea adında bir kent var St. Basılıus burada biskoposluk yapmış.
Ben bir zamanlar kırallık olan Sebast’ta da kaldım. Karadeniz kıyısında Sampson adındaki kente ait Zyenik oldukça verimli topraklara sahiptir.
Yukarıda saydığım ve benim bizzat bulunduğum kentler osmanlı imparatorluğuna aittir.
Şimdi birde Karadenizde bulunan ve yunanlıların Giresunn dediği şehire yakın ve çok iyi korunan Trapezunt kırallığı var. Burada çok bereketli üzüm bağları var ve çok güzel şaraplar yapılır".  
 

[1] Eflak bölgesi kast ediliyor
[2] Johann Schiltberger Timur’a esir olarak hizmet ettiği sürede Timur’un Malatia’ya, Damaskus’a, Kairo’ya, Küçük hindistan’a ve Bağdad’a düzenlediği seferleri anlatır. Ancak bunların hepsine burada yer vermek mümkün olmadığından yalnızca 9 Haziran 1401 tarihinde düzenlediği bagdad seferini anlatan bölümü aktarmakla yetineceğim-NNÇ


[i] Daha sonraki baskılarda bu sayı 16.000 olarak yeralıyor
[ii] Wojvode, düke tekabül edeen bir statüdür
[iii] Kont Nevers Jean (1371-1419). 1404 de Burgund dükü oldu.Bu savaştan sonra Sans Peur ‘’korkusuz’’lakabıyla anıldı.
[iv] Despot, yunanca yönetici anlamındadır. Yunan eyaletlerinin başında bulunanlara verilen bir isimdir. Ancak daha sonra bir kavram haline geldi. Yukarıda sözkonusu edilen, Osmanlı egemenliği altında Sırbistan’ı yöneten Stefan Lazaraviç’tir (1377-14279.
[v] Burgund kontu Korkusuzun sectiği 24 aristokrat savaşcı daha sonra 200 altın dukat karşılığında serbest bırakıldılar
[vi] şimdiki Karaman
[vii] bu rakam bir hayli abartılı olsa gerek (danca çevirmen Ole Höiris’in dipnotundan)
[viii] Bu olay 1400 yılında meydana geldi.
[ix] 20 Haziran 1402
[x]  8 mart 1403. Bazı kaynaklara göre Timur Beyazıd esir aldıktan sonra bir kafese yerleştirip teşhir etmiş ve sonunda Beyazıd yüzüğü içinde sakladığı zehiri içerek intihar etmiştir.
[xi] En az 20.000 insan idam edildi.
[xii] 17 yada 19 Şubat 1405
[xiii] Batı iran ve ırak
[xiv]  Timur lenk’in tahttan indirdiği Kara Yusuf bir türkmen beyi idi. Timur’un ölümünden sonra kaybettiği toprakları tekrar kazanmayı denedi.
[xv] Selanik
[xvi] 304 yılında Selanik’te öldürüldü. Selanik, Kontantinopel ve Venedig’in koruyucu azizi olarak biliniyor
[xvii] yaklaşık 104 yılında Efesos ta öldü. İsa’ya ilk inanlardan birisi olarak biliniyor.
[xviii] Sözkonusu olan Biskopos Mya’dır 345 yada 352 yılında öldüğü sanılıyor. Hiristiyanlık dünyasının en tanınmış azizlerindendir. Aynı zamanda Noel baba olarakta adlandırılıyor.