Anasayfa

 

 

 



 

 

"Büyük Felaket"i büyük bir yalanla gizlemek

Bir avuç ittihatçı – onbinlerce DVD ve sarı gelin...


Nadir Nadi Çelik / 20.02.2009

Basından öğrenebildiğimiz kadarıyla ermenilerin değil, türklerin ermeniler tarafından soykırıma uğradığını iddia eden ve ermeni halkına karşı kin ve nefreti körüklüyen ''sarı gelin'' isimli onbinlerce DVD'nin İttihatçıların askeri ve sivil uzmanları tarafından hazırlanarak Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderildiğini ve bakanlığın da  DVD'leri çocuklara eğitim kapsamında izlettirmeleri için öğretmenlere dağıttıklarını basından öğrendik. En vahimide DVD lerin özel olarak ermeni okullarında izlettirilmiş olmasıdır. Yine basından öğrendiğimiz kadarıyla gerek ermeni aydınlarının gerekse türk ve kürd aydınlarının tepkisi sonucu bir yıldan beri izletilen sözkonusu DVD'lerin bakanlık tarafından dağıtımının durdurulmuş olmasıdır. Bu satırların yazarı için kin ve nefret üreten, tarihsel gerçekleri tersyüz eden böylesine bir DVD'nin hazırlanıp ilkokul çocuklarına izlettirilmesi şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı ve şaşırtıcı olduğu kadarda sevindirici olan, İttihatçıların, ermeni aydınlarının protestosunu ''devlete karşı isyan'' olarak telakki edip, Beyazıd meydanına seyyar idam sehpalarını kurup, ermeni aydınlarının bedenlerini sallandırmamış olmalarıdır. Yine bu satırların yazarı için şaşırtıcı ve şaşırtıcı olduğu kadar da sevindirici olan DVD'lerin dağıtımının durdurulmuş olmasıdır. Evet, şaşırtıcı olan bu iki noktadır. Yoksa şaşırtıcı olan böylesine DVD'lerin hazırlanıp çocuklara sunulması değildir. Değildir, çünkü bu ve buna benzer İttihatçı uygulamalar bir yüzyıldan beri bu topraklarda doğallaşmıştır. Doğal olmayan durum, doğallaşmış olan bu duruma tepki göstermek ve ondan ötesi tepki gösterenlerin Ayasofya kilisesinin önünde ya da beyazıt meydanında sallandırılmamasıdır.

İnkarcılık, yalan ve zulüm, bir yüzyıldan beri anadolu kavimlerinin başına musallat olmuş, türklük ve müslümanlık adına hareket ettiğini iddia eden, gerçekte ise etnik ve inanç aidiyeti belirsiz olan İttihatçılar için bir süreklilik durumudur

Şöyle ki,

Milyonlarca kürdün yaşadığı topraklarda bir yüzyıl boyunca kürdün gözünün içine bakarak, bütün dünyaya kürd diye bir milletin var olmadığını kürdçe olarak adlandırılan dilin türkçenin bozulmuş halinden başka bir şey olmadığın iddia ettiler.

Yanıbaşında yaşayan kürdler kürd olduklarını söylediklerinde ise onları zindanlara doldurup, zalimce işkencelere tabi tuttular. 1990'lı yıllara gelindiğinde sanki kendileri değilde başkaları inkar ediyormuş gibi büyük bir utanmazlıkla ''kürd realitesi inkar edilemez'' dediler. Öylesine utanmazca tavır içindeydilerki, bu açıklamanın karşılığında neredeyse Nobel barış ödülünü istiyeceklerdi.

İttihatçılarda yalan sistematik bir durumdur

Şöyle ki,

İttihatçılar için yalan üretmek bir jimnastik durumudur. Onlar, birinci dünya savaşı sürecinde, İngiliz ve Fransız işgalci güçleriyle işbirliği içinde saltanatı yıkıp bütünüyle iktidarı ele geçirdiklerinde işgalci emperyalist güçlerle olan bu işbirligini emperyalistlere karşı verilen bir savaş olarak lanse ederken bir an olsun bile tereddüt etmediler. Ve bu yalanı bugüne değin ısrarla ellerindeki mevcut araçlarla toplumun bilincine püskürtmeye devam ediyorlar.

Zalimlik; soykırımcılık ve yağmacılık, ittihatçıların en karakteristik özelliklerinden bir tanesi belkide başlıcasıdır

Şöyle ki,

Bu topraklarda modernleşme sürecinin öncüleri olarak kendilerini görüp, modernleşmeyi tekelinde tutan İttihatçılar, gerçekte bu toprakları dünyanın geri kalanından izole edip zulüm ürettiler.

Modern bir ulus yaratma adı altında bu toprakların yerli halklarına karşı katliamcı, soykırımcı ve göçertmeci bir politika izlediler. Ve izledikleri bu zalimce politikayı batılılaşma olarak isimlendirip adeta insanlıkla alay ettiler.

Sakallı Nurten paşa komutasında, rumların, binlerce yıldır yaşadıkları topraklarda yani Ege ve Karadeniz'de imha edilmesini, Ege'nin ve Karadeniz'in düşmandan kurtuluşu olarak ifadelendirip, katliam günlerini ise kurtuluş günleri olarak ilan edip, her yıl kutlarken katliam sürecinin aktörlerini ise milli kahraman ilan edip heykellerini dikmeyi ihmal etmediler.

1938 yılında ise Sakallı Nurettin paşanın damadı Abdullah Alpdoğan Paşa komutasında Dersim bölgesinde cinsiyet ve yaş ayırımı yapmaksızın başlattıkları imha hareketini ''bir avuç hayduta karşı cumhuriyet devrimlerini koruma mücadelesi'' olarak adlandırdılar. Tesadüfen sağ kalan bir kısım dersimli çocuğa ise atalarının hain olduğunu ezberletip, babalarını ve annelerini katledenlerin heykelleri önünde saygı duruşuna zorlandılar.

Daha da gerilere gidersek; 1915'te ise ermenileri imha sürecine, ermeni aydınlarını Ayasofya ve Beyazıd meydanlarında kurdukları seyyar sehpalarda sallandırarak başlamışlardı. Bugün ise bir birbuçuk milyon ermeninin akıbeti hakkında bir bilgi vermedikleri gibi biz değil onlar bize soykırım uyguladı gibi büyük yalanları içeren dvd leri piyasaya sürerek büyük bir felaketi büyük bir yalanla örtbas etme çabası içindedirler.

Ancak küreselleşmedeki hız ve yine mevcut uluslarası ilişkiler, İttihatçıların Ayasofya önünde ya da Beyazıt meydanında sehpalar kurup bu toprakların yerlilerinin bedenlerini sallandırmayı neredeyse imkansızlaştırmıştır. Daha açık ifadeyle İttihatçıların bir kez daha Dersim'de, Karadeniz'de, Ege'de ve bütün Anadolu'da büyük felaketleri yani soykırımları sahneye koyacak imkanları kalmadı.Bu durum ise İttihatçılarda sıkıntıya yol açmaktadır.

Gelişen iletişim ve bilişim teknolojisi eskiden olduğu gibi İttihatçıların kullanım değeri on yıllarca süren yalan ve inkarcı politikalar üretmesini neredeyse imkansız kılmaktadır. Bu durum onları artık bir günlük kullanım değeri olan yalan ve inkarcı politikalar üretmek zorunda bırakıyor. Ve yine bu durum da İttihatçılarda sıkıntıya yol açmaktadır.